

Şevket Akgün
1928 Dalyan doğumlu olup 78 yaşındayım. Babam Tavas'tan yerleşme, annem ise Giritli olup mübadele ile Dalyana gelenlerdenmiş. 1935 yılında ilkokula başladım. O yıllarda Dalyandaki ilkokul üç yıllıktı, üçüncü sınıfa geldiğimde yani 1938 yılında düşmanları yurttan kovan CUMHURiYETi kuran yüce Türk milletinin ulu önderi MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü kaybetmiştik. Bayraklar yarıya indirilmiş biz de yas merasimi için caminin kenarındaki meydan yerine okulla beraber gelmiştik konuşmalar yapıldı ağıtlar yakıldı. Tören sonunda Dalyan halkı ve biz öğrenciler gözyaşı seline boğularak oradan ayrıldık. Bu benim hayatımda unutamadığım en derin çizgilerden birisidir. O yıl üçüncü sınıftan mezun olmuştum. Annem ve babam benim mutlaka okuluma devam etmemi ,bunun içinde o zaman bağlı olduğumuz ilçe olan Köyceğiz'e gitmeme karar verdiler. Köyceğizdeki Atatürk ilkokulunda dört ve beşinci sınıflarında okurken akrabalarımın yanında kalıyordum,o zamanki ilçe milli eğitim müdürü bugün saygı ve rahmetle andığım sayın izzet AKGÜL bana dedi ki "Şevket sen çalışkan bir öğrencisin seni köy enstitüsüne göndereceğim" deyip beni enstitü giriş sınavlarına katılmamı sağladı ve kazanmıştım da 1941 yılında KIZILCULLU köy enstitüsünde beş yıl yaz ve kış okumaya başladım. Kış aylarında eğitim ve öğretim görüyorduk, yaz aylarında ise okulun belirlemiş olduğu kabiliyete göre branş dallarına ayırıp marangozluk, yapı,ve demircilik gibi meslekler üzerine beceri kazanmamız sağlanıyordu. 1946 yılında buradan mezun oldum aynı yılın ekim ayının onbeşinde Okçular köyüne tayin edildim ve öğretmenlîğe başladım. Başlamasına başladımsa da köye geldiğimde okul inşaat halindeydi yani eğitim verecek bir bina yoktu. Okçular ve Kemaliye köyünün ileri gelenleriyle nerede eğitim vereceğimizi görüşürken eğitim dostu olan Hüseyin YILMAZ kahve olarak çalıştırdığı çitten yapılmış yerini kullanmamıza izin verdi. Bir yıl sonra Okçular ve Kemaliye köylülerinin özverileriyle tamamlanan şu anki sağlık ocağı yapılacak yerdeki okul 1947 yılında eğitime başladı. Bu okulda öğretmenlik görevimi yaparken1960 yılında ihtilal oldu. Beni valilik kanalıyla Kemaliye muhtarı olarak atadılar, iki yıl hem muhtarlık hem de öğretmenlik yaptım. Bu yıllarda unutamadığım bir anım geçmişti, Okçular köyünden rahmetli Ali NAZLI Osman çavuş isminde birini vurup Foça ceza evine girmişti, bir müddet sonra ceza evinden kaçarak köye gelmiş olduğunu duydum, kendisinin daha fazla ceza almaması için savcı beyle görüşüp ikna etmek için haber saldım. Bir akşam geldi oturduk yemeklerimizi yerken "bak Ali Nazlı seni yarın savcılığa teslim edeceğim, sana şerefim üzerine söz veriyorum ne kaçtığın için cezan artacak nede kötü bir muameleye maruz kalacaksın" dedim oda teslim olmayı kabul etti. Nitekim kalan cezasını da bitirdi köye döndükten sonra da bana teşekkür etti. 1965 ve 1966 da iki yıl Beyobasmda öğretmenlik yaptım Okçular köyü beni herhalde sevdikleri için olacak ki o zamanki muhtar Ali YAZAN, azaları,köy halkından bir gurup, Muğla valisi sayın Şerif TÜTEN beye giderek benim tekrar Okçulara dönmem için talepte bulunulmuş valilik te bu konuyu değerlendirmiş,tayinim istek ve talep üzerine Okçulara yapılmıştı. 1973 yılının ekim ayının onbeşine kadar bu köyde öğretmenlik yaptım ve emekli oldum. Artık Okçularlı olmuştum , uzun bir süre dinlenip 1990 yılında Dalyandaki evimi turizmin çok hızlı gelişmesi nedeniyle pansiyon yaparak çalıştırmaya başladım. Beş yıl sonra pansiyonumu kapatarak Okçulardaki leylek restorandı açıp o yıldan beri burada turizme hizmet etmekteyim. Gelen rehber ve kaptanları ağırlayarak evlatlarıma yardımcı olmaktayım. Bundan da ziyadesiyle mutluluk duyuyorum. 78 yaşındayım şükürler olsun ki sıhhat yönünden hiçbir şikayetim yok gözlük takmadan gazete ve kitaplarımı okuyabiliyorum. Dört kızım iki oğlum var hepside ekmeklerini ellerine aldılar Elin devesini gütmeyip kendi develerini güdüyorlar, elin devesini güden çabuk yorulur kendi devesini güden yorulmaz. Tüm köylülerimize benim gibi beyni ve kalbi rahat çalışan sağlıklı hayatı dolu dolu yaşayan küçük şeylerden büyük mutluluk duyan insanlar olmasını dilerim.

Nuri Konukçu
Fethiye'nin Paşalı köyünde 1936 yılında dünyaya gelmişim, ilkokul çağına gelince bende herkes gibi okula başlamıştım. O yıllarda okullar şimdiki gibi yaygın olmadığından oniki km. uzaklıktaki komşu köy, mesenis ilkokuluna gidiyordum. Bit salgını olduğundan çok zor şartlar altında birinci sınıfı bitirdim. Ailem benim aynı okula gitmemi istemiyordu, o yıl kendi köyümüzdeki ilkokulun yapımı bitmiş ne yazık ki bu okulda evimize yedi km. uzaklıktaydı, yolumuzda yoktu, patikalardan, ormanlardan, köprüsü olmayan dere yataklarından geçerek okumaya çalışıyorduk, öyle zamanlar oluyordu ki yağmurlu ve fırtınalı havalarda ailelerimiz bizimle gelerek azgın sulardan geçmemizi sağlıyordu. Bu zor şartlar altında1949 yılında hiç ayakkabı giyemeden, nalınla ilkokulu bitirmiştim. Babam, Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda çok kısada olsa öğretmenlik yapmış olduğundan eğitimin önemini biliyor, ve mutlaka okumaya devam etmemi istiyordu. Nitekim beni Antalya Aksu köy enstitüsü sınavlarına soktu. Hayatımın belkide dönüm noktası olan bu sınavı kazanıp, okuluma devam etmiştim. Burada üçüncü yılımı okurken, köy enstitüleri altı yıllık öğretmen okuluna dönüşünce bende beş yıllık okulu altı yılda bitirmek zorunda kaldım. Okulu bitirdiğimde 1955 yılında şuanda sağlık inşaatı olan Kemaliye Okçular ortak ilkokuluna tayin edildim. Buraya ilk geldiğimde çatısı kiremit taş veya kerpiç olarak tek bina okuldu. Evler sazdan ve çitten yapılmaydı, suyumuzu arıktan içer ve kullanırdık, tarım, pamuk ağırlıklı olup hayvancılıkta yapılırdı. 1957 yılında Okçulardan evlendim bu evliliğimden 1 oğlum 3 kızım olmuştu O yılarda öğretmen olarak şevket akgün görev yapıyordu. Ben gelince askere gitmiş, birinci sınıftan beşinci sınıfa kadar tek öğretmen olarak tüm derslere ben giriyordum. 4 yıl burada görev yaptıktan sonra 1959 yılında siyasi kanalla Tepearası köyüne gönderildim. 1966 yılına kadar yine tek öğretmen olarak görev yaptım. Aynı yıl Okçulardaki evimide bitirmiştim. Bir dönem, lise dengi okulu bitiripte askerlik yapmayarak onun yerine öğretmenlik yapmak isteyen fakat öğretmenlik eğitimi almamış bir arkadaşla iki yıl çalışmıştık. Kendi isteğim doğrultusunda Dalyana tayin oldum. Çok öğretmenli okulda ilk defa burada çalışmıştım. 3yıl Dalyanda görev yaptıktan sonra 1969 yılında tekrar Kemaliye Okçular okuluna dönmüştüm. 3 yıl sonra 1972 yılında her iki köyde kendi okullarını yapmıştı. Okçular, caminin kenarındaki geçici okula taşınmış 9 yıl burada görev yaptım. Elektriğin Okçular köyüne erken gelmesinde benimde çok emeğim vardır. O yıllarda muhtar Sabahattin şaşmaz di, Bölge müdürlüğü Aydında olduğu için, ben, muhtar, Mehmet Türk, Mustafa Çakır ve ismini şu an hatırlayamadığım birisiyle Aydına gittik. Girişimlerde bulunarak elektriğin Okçular köyüne gelmesini sağladık. Elektrik geldikten sonra bazı köylü arkadaşlarımız alınan katkı payını karşı çıkarak "ben çıranın önünde büyüdüm çocuklarımda çıranın önünde büyüsün" diyerek karşı çıktılar. Elektrik geldiğinde ise bu nimetten fazlasıyla yararlandılar. Elektriğin geliş tarihi olan 17 aralık 1974 yılında törenle hizmete açıldı. Yine bu yıllarda köyümüzde daha önce açılmış olan iki kanalın temizlenme işi vardı, ben, Okçular muhtarı Sabahattin Şaşmaz ve Kemaliye muhtarı Şükrü Koç üçümüz Muğla ya gittik Muğla milletvekili Ali Düverli ile karşılaştık halimizi arz ettik o da bizim yanımızda tarım bakanlığı müsteşarını arayarak durumu ona izah etti. Bir gün sonra kanal makinesi Okçulara gelerek kanal temizliğini yaptı. Tabi bu işler o kadar kolay değildi bu işin mazotu vardı operatörün ihtiyaçları vardı. Hepsini köylü karşılıyordu bu konuda da çok zorluklar çekilmişti.1981 yılında emekli oldum. O zamanlarda narenciye tarımı yeni başladığından yaş meyve ve sebze ticaretine başladım. Bu işi 1986 yılına kadar devam ettim, o yıl rahatsızlık geçirdiğimden tüm işlerimi üniversite son sınıfta okuyan oğlum özleyişe devrettim. O da bu işi büyüterek devam ettirdi. 1999 yılında eşim vefat etti, cennet mekanı olsun. Şu anda da kızımla beraber yaşamaktayım. O yılların ekonomik olumsuzluklarıyla, çit evlerin değişimiyle, yolların yapımıyla, tulumbanın yaygınlaşmasıyla, elektriğin gelmesiyle, bu köy kabuk değiştirmiş, yörenin değil, Türkiye'nin değil beklide Dünyanın en güzel yerlerinden biri haline gelmiştir. Bundan sonrada köyümüzde dostluğun, kardeşliğin, yardımlaşmanın daha iyi seviyelere gelip, yaşamlarının dahada güzelleşerek artmasını diliyorum...
